Simin, kocası Nader ve kızı Termeh’le birlikte İran’ı terk etmek istemektedir. Nazer’in Alzheimer hastası babasını bırakmayı reddetmesi üzerine boşanma davası açan Simin, dava talebi reddedilince babasının evine gider. Termeh ise babasıyla kalmayı tercih eder.
2012 yılında hem Oscar, hem de Altın Küre’de En İyi Yabancı Film Ödülü’nü alan, birçok “Tüm Zamanların En İyi”leri listesine girmiş Ashgar Farhadi filmi.
Lukas Dhont’un 2018’de Filmekimi’nde izlediğimiz Girl / Kız’ın müthiş başarısını izleyen yeni filmi Yakın, bu kez çocukluktan ergenliğe geçişteki büyüme sancılarını ele alıyor. Yakın, on üç yaşında çok yakın iki arkadaşı izliyor: Léo ile Rémi. Arkadaşlıkları birdenbire bozulunca olanlara anlam veremeyen Léo, Rémi’nin annesi Sophie’ye danışmaya karar veriyor. Filmin ana fikri, yönetmen Dhont’un eski ilkokulunu ziyaret edişiyle aklına düşmüş: “Bugün bile hâlâ ilkokul ve ortaokuldaki acı dolu yıllarımla barışamadım. Ben de bu duygular hakkında bir şeyler yazıp o dünyayı kendi bakış açımdan ifade etmek istedim. Kâğıda birkaç sözcük yazdım: arkadaşlık, samimiyet, korku, erkeksilik… ve Yakın bunlardan çıktı. Bir anlamda hem Léo hem de Rémi olduğumu hissediyorum; iki karakterde de benden bir parça var”. Yakın, Belçika’nın Oscar adayı oldu.
Japon sinemasının istikrarlı yeteneği Ryusuke Hamaguchi’nin son filmi Drive My Car, Haruki Murakami’nin bir hikâyesinden sinemaya uyarlandı. Kaybettiği eşinin yasını tutan başarılı yönetmen Yusuke Kafuku, Çehov’un Vanya Dayı oyununu sahneye koymak üzere Hiroşima’da bir festivale çağırılır. Festival kendisine 20 yaşında bir kadın şoför tahsis eder; Kafuku, hiç beklemediği bir şekilde, gizemli şoförüyle yalnızlık, kayıplar ve yasla bezeli, sırların karşılıklı olarak açıklandığı bir dizi yolculuğa çıkar. Sanatın aslen insan doğasını daha iyi anlamak için bir araç olabileceğini savunan bu zarif film, ustalıkla işlenmiş bir yalnızlık muhakemesi. Dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan Drive My Car hak edilmiş En İyi Senaryo ödülünün de sahibi.
Söylendiğine göre Bavyera Düşesi Elisabeth’in bel ölçüsü yıllar boyu yalnızca 45 cm olarak kalmış. Fakat Sisi olarak da bilinen Avusturya İmparatoriçesi Elisabeth, yalnızca belini böyle ince özel yapım korseleri yüzünden değil, Viyana’daki sarayda kendine biçilen sessiz ve işlevsiz biblo rolü yüzünden de boğulmuş, nefessiz kalmış. Dünya prömiyerini 2022 Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde yapan Korsaj, Elisabeth’in 40. doğum günü kutlamalarını dönüm noktası alarak sonunda zincirlerini kırmaya niyetlenen, bilgiye ve yaşama aç bir kadının isyanını gözler önüne seriyor. Kırılgan olduğu kadar öfkeli, narin ama dişli İmparatoriçe’yi kusursuz canlandıran Vicky Krieps, performansıyla Cannes’da ödül kazandı. Korsaj, Avusturya’nın Oscar adayı oldu. Yönetmen Marie Kreutzer’in yine baskı altındaki bir kadını merkezine alan Der Boden unter den Füssen / Kaygan Zemin filmi 2019’da İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti.
Paolo Sorrentino ile Toni Servillo’yu yeniden bir araya getiren La Grazia, görev süresinin sonuna yaklaşan kurgusal bir İtalya Cumhurbaşkanının hikâyesini merkezine alıyor. Film, açılışını Venedik Film Festivali’nde yapmış ve Toni Servillo’ya En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazandırmıştı.
Bryan Cranston (Breaking Bad) ve Marianne Jean-Baptiste’in (Hard Truths) başrollerini paylaştığı Hepsi Oğlumdu, Londra’daki büyük yankı uyandıran sahne serüveninin ardından 16 Nisan itibarıyla National Theatre Live kapsamında dünya genelinde sinemalara geliyor. Arthur Miller’ın klasik metnini güçlü bir oyunculuk kadrosuyla perdede buluşturan yapım, Başka Sinema’da!
Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün filmi yönetmeni Mungiu’dan gerçeğin göreliği, fedakarlığın muğlaklığını bir baba-kız ilişkisi üzerinden verirken seyirciye “doğru nedir?” sorusunu sorduran yepyeni bir film.
Romeo Aldea, Romanya’da ufak bir dağ kasabasında yaşayan doktor bir babadır ve kızı Eliza 18 yaşına geldiğinde, onu yurt dışında okutma idealiyle büyütür. Planları gerçekleşmek üzeredir; Eliza İngiltere’de psikoloji okumak için burs kazanır. Tek yapması gereken lise bitirme sınavlarını geçmektir ki aslında başarılı öğrenci Eliza için bu sınavlar yalnızca bir formaliteden ibarettir. İlk yazılı sınavından bir önceki gün, Eliza tüm geleceğini riske atan bir saldırıya uğrar. Şimdi Romeo, bir karar vermek zorundadır. Durumu çözmek için birkaç yol vardır ancak hiçbiri kızına öğrettiği prensiplerle uyuşmamaktadır.
2016 Cannes Film Festivali’nde yönetmeni Cristian Mungiu’ya En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazandıran yapım, ülkemizde Filmekimi ve Antalya Film Festivalleri’ndeki gösterimlerinden sonra vizyonda izleyici ile buluşuyor.
Usta yönetmen Paul Thomas Anderson ile Daniel Day-Lewis’i yeniden bir araya getiren Phantom Thread, 1950’ler Londra’sının seçkin moda dünyasında geçen sıra dışı bir ilişkiyi odağına alıyor.
Dönemin en saygın tasarımcılarından biri olan Reynolds Woodcock, aristokrasiye ve Avrupa sosyetesine hitap eden, kusursuzluk takıntısıyla yaşayan disiplinli ve mesafeli bir figürdür. Hayatı, tesadüfen tanıştığı Alma’yı yaşamına dahil etmesiyle birlikte beklenmedik bir yön değiştirir. Başlangıçta ilham kaynağı olarak gördüğü Alma, zamanla Woodcock’un katı düzenini sarsan güçlü bir varlığa dönüşür.
Aşk, kontrol ve bağımlılık arasındaki ince çizgide ilerleyen film; zarif anlatımı, güçlü atmosferi ve etkileyici görsel-müzikal diliyle izleyicide kalıcı bir etki bırakıyor.
Güney Amerika’dan gelen, kırılgan ve kafası karışık bir kadın olan Blanche DuBois, hayatında yaşanan dramatik bir olayın ardından kız kardeşi Stella’nın yanına, New Orleans’a taşınır; ancak burada Stella’nın kaba, baskıcı ve acımasız kocası Stanley Kowalski ile sert bir çatışmaya sürüklenir. Blanche’ın hassas dünyası yavaş yavaş çökerken, teselliyi kız kardeşi Stella’da arar; fakat içine sürüklendiği aşağı yönlü sarmal onu affetmeyen ve zalim Stanley ile yüz yüze getirir.
Tennessee Williams’ın zamansız başyapıtında Gillian Anderson, Vanessa Kirby ve Ben Foster başrolleri üstlenirken, vizyoner yönetmen Benedict Andrews’un büyük beğeni toplayan bu çarpıcı yorumu, 2014 yılında Londra’daki Young Vic Tiyatrosu’nda kapalı gişe sahnelenen gösterim sırasında canlı olarak filme alınmıştır.
Jessica Parks, Londra Kraliyet Mahkemesi’nde aykırı bir yargıçtır; zeki, şefkatli ve her zaman adil olmadığını bildiği bir sistemi değiştirmeye kararlıdır. Ancak kariyeri, annelik, arkadaşlık ve ulaşılması zor olan “her şeye sahip olma” kavramı arasında denge kurarken varlığını sürdürmektedir.
Peki, akıl almaz bir olay onun ince ayarlanmış hayatını alt üst ettiğinde, ailesini bir arada tutabilecek mi yoksa her şey dağılıp gidecek midir?
Akli dengesi bozuk ve aşırı kuralcı bir Amerikalı general, Sovyetler Birliği’ne hidrojen bombası saldırısı emri verir. Ancak bu emir, 90 yıl boyunca radyoaktif kirliliğe neden olabilecek tuzlanmış bombanın yıkıcı sonuçlarıyla yüzleşen bir grup iyimser politikacı ve generalin, küresel bir nükleer felaketi önlemek için çaresizce mücadele etmesine yol açar.
Jack kırsalda ağırbaşlı bir centilmen, şehirde ise özgürlüğün tadını çıkaran “başka biri”. En yakın arkadaşı Algy de kendi sahte kimliğiyle oyuna katılınca, iki centilmen iki genç kadını etkilemek için bir yalanlar sarmalına sürüklenir. Yalanlar büyür, roller karışır, işler çığırından çıkar. Oscar Wilde’ın sivri zekâsıyla kaleme aldığı bu kült komedi, hâlâ taptaze bir oyun: Ciddiyetin ne kadar önemli olduğunu fark etmeden önce…
Coralie Fargeat, seyircinin aklını başından alan son filminde kadınlara dayatılan güzellik standartlarını topa tutuyor. Demi Moore’un muhteşem performansıyla güçlenen Oscar® ödüllü Cevher, kendine hem korku sinemasında hem de feminist külliyatta sağlam bir yer ediniyor.
ABD ve Meksika arasındaki kanunsuz sınırda idealist bir FBI ajanı (Emily Blunt) bir özel operasyon kuvveti ajanı (Josh Brolin) tarafından yükselen uyuşturucu savaşında görevlendirir. Şüpheli geçmişe sahip esrarengiz danışman (Benicio Del Toro) tarafından yürütülen takım Kate’in hayatta kalma mücadelesi verirken inandığı her şeyi sorgulamasına neden olan gizli bir operasyonla görevlendirilirler.
Başrollerinde Kate Winslet ve Jim Carrey’nin yer aldığı bu klasik film, eski sevgilisi Clementine’in ilişkilerine dair tüm detayları hafızasından sildirince, aynı prosedürü uygulamaya karar veren ancak yaşadıkları güzel anları hatırladıkça süreci durdurmak isteyen Joel’un hikayesini beyaz perdeye taşıyor.
Jessica Parks, Londra Kraliyet Mahkemesi’nde aykırı bir yargıçtır; zeki, şefkatli ve her zaman adil olmadığını bildiği bir sistemi değiştirmeye kararlıdır. Ancak kariyeri, annelik, arkadaşlık ve ulaşılması zor olan “her şeye sahip olma” kavramı arasında denge kurarken varlığını sürdürmektedir.
Peki, akıl almaz bir olay onun ince ayarlanmış hayatını alt üst ettiğinde, ailesini bir arada tutabilecek mi yoksa her şey dağılıp gidecek midir?
Bir çiftin kırsala taşınması, ilişkilerini, hayatlarını ve bedenlerini kökten değiştiren doğaüstü bir olaya yol açar.
Shuichi Yoshida’nın aynı adlı romanından uyarlanan 2025 yapımı Japon drama filmi, iki kurgusal Kabuki sanatçısının hayatını ve kariyerini konu alıyor. Yakuza çete başı babası ölünce, 14 yaşındaki Kikuo ünlü bir Kabuki oyuncusunun yanına evlatlık verilir. Kikuo, adamın oğlu Shunsuke ile birlikte bu geleneksel Japon tiyatro sanatını öğrenmeye başlar. İki genç onlarca yıl boyunca büyür ve gelişir; skandallar ve zaferler, dostlukla ihanet arasında rakip ve kardeş olarak birlikte yol alırlar.
2013 yılında Venedik’te gösterilen Clint Eastwood’un Unforgiven filminin yeniden uyarlamasıyla tanınan Lee Sang-il’in son filmi Kokuho, 18 Mayıs 2025’te 2025 Cannes Film Festivali’nin ‘Yönetmenlerin On Beş Günü’ bölümünde dünya prömiyerini yaptı. Ayrıca film, Japonya’da milyonlarca izleyiciyle buluşarak en çok izlenen filmler arasına girdi.
Berlin’de ödüle doymayan film, birbirini hiç tanımayan nev-i şahsına münhasır Endre ve Maria’nın rüyalarının da işin içinde olduğu alışılmadık, komik ve masalsı aşklarını anlatıyor.
Bir mezbahada yöneticilik yapan ve pek de konuşkan sayılmayan Endre’nin hayatı, mezbahayı denetlemek için gelen Maria’nın ortaya çıkması ile tamamen değişir. Endre, görür görmez etkilendiği Maria’ya karşı olan duygularını kendine bile söyleyemez. Maria’nın kılı kırk yaran tavrı da bu durumu kolaylaştırmamaktadır. Fabrikada gerçekleşen hırsızlık olayının soruşturması devam ederken bu iki insan aslında her gece kimsenin bilmediği bir alemde buluşmaktadır.
Oldboy, yıllarca hapis tutulan bir adamın serbest bırakılmasının ardından intikam arayışını konu ediyor. Dae-su Oh adında bir adam, bir gün kaçırılır ve 15 yıl boyunca eski püskü bir hücrede tutuklu kalır. Hiçbir açıklama yapılmamıştır. Sonra bir gün serbest bırakılır. Eline, para, cep telefonu ve pahalı kıyafetler verilir. Bu adam başına gelen bu durumun nasıl ve neden olduğunu anlamak ve gereken intikamı almak konusunda kararlıdır. Bu sırada Dae-su Oh aslında kendisini kaçıranların daha da büyük bir planının olduğunu keşfeder. Ancak bu planın özü acı dolu bir yoldan geçmektedir. Gerçeği bulmak ise bu yolun ta kendisidir. Oldboy 2004 Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapmıştır.